Bu Blogda Ara

21 Mayıs 2009 Perşembe

YENİ-MİLLİYETÇİLİK VE MODERNİZM

Siyasi ve sosyal arenalar da günümüzün belki de en sık referans alan ve bir şekilde kullanılan ideolojik kavramı olan ve Türkiye siyasi tarihin de bir şekilde karşımıza çıkan milliyetçilik aslında sadece kendi bahçemiz de değil, diğer bahçeler de de sıkça toprağa ekilen bir ideolojik tohumdur.
Fransız Devrimi ile burjuvazinin feodal ilişkiler yerine, kendi çıkarlarına uygun olarak inşa ettiği kapitalist ekonomi düzeni ile beraber, burjuva sınıfı tarih’e ve insanlığa bir icat daha sundu; bu milliyetçiliğin icadı idi. Sermaye ihracı ve sermaye fazlasının tüketilmesi için aranan milli pazarlar ile ortaya çıkarılma gereği duyulan milliyetçilik, burjuvazinin yeniden yaratmak için kollarını sıvadığı; kültürel, ahlaksal ve hukuksal düzenlemeler ile altı doldurularak, ısrarla burjuvazinin kendi çıkarları için kullandığı bir araç oldu ve de olmaya devam ediyor.
Peki Yeni-Milliyetçiliği nasıl açıklarız? Aslında genel olarak baktığımızda milliyetçilik ilkelerinde, yani burjuvazinin çıkarları doğrultusunda şekillenen milliyetçilik ilkelerinde çok da büyük değişiklikler olduğunu söyleyemeyiz ancak milliyetçiliğin günümüzdeki globalleşme ve bilgi enformasyonu ile başına “neo” nitelemesi gelecek kadar değişiklik geçirebildiğini de kimse yadsıyamaz. Özellikle doğu-blok’unun çözülmesinin ardından artan liberal ve liberter etkiler ve temerküze ettiği neo-liberal nokta ile küreselleşme zeminli yeni-milliyetçilik dünya üzerinde yayılmaya başladı.İlgilenmemiz gereken nokta ise bu neo-milliyetçiliğin modernizm’in bir sonucu olup olmadığıdır?
Modernizm; bilindiği gibi IXX.yy’ dan başlayarak XX. yy sonlarına kadar süren bir süreç.Tabi kimilerine göre Sovyetler sonrası, “küreselleşen” dünyayı da bu modernizm sürecine dahil edilebilir ancak bu süreci post-modernist bir süreç olarak algılayanlar da hat safada. Modernizm ile milliyetçiliğin ilişkisine, genel olarak çizdiğimiz süreç perspektifin den bakarsak pozitif bir korelasyon görebiliriz. Devletler modernist bir perspektif ile her seferin de milliyetçiliği; topluluklara hazır bir olgu olarak dayatmış ve de sunmuşlardır kendi verimlilikleri için. Tabi buradan verimlilikler den kasıt’ın ne olduğu önemli bir sorudur?Kaldı ki bu tür bir soruya bir marksist’in sınıfsal verimlilikler cevabını vermesi aşikardır.
Önemli bir nokta mevcut, bu mevcut nokta da milliyetçiliği nasıl görüyor olmamız ile alakalı? Tarihsel açıdan, en genel tanıtlama ile milliyetçiliği geçici bir unsur, etmen olduğunu belirterek, önümüze şu sorunun çıktığını kabul etmek zorundayız. Başına “neo”-yeni nitelemesi koyma ihtiyacı duyduğumuz milliyetçiliğin, “eski”milliyetçilikten ne farkı var?
Yeni-Milliyetçilik’in, milliyetçilikten farkını belittiğimiz de “ipso facto” bir krolonoji sorunu çıkıyor karşımıza.Çünkü Yeni-Milliyetçilik ile Milliyetçilik arasında çizeceğimiz zamansal çizgi, bizim onun backgroundına eklemleyeceğimiz modernizm unsurunuda etkiliyor nedeni ise modernizm le beraber son zamanlar da yükselen post-modernizm dalgası.Binaenaleyh kalkış sorumuzu şuradan sormak zorunda kalabiliriz.”Yeni-Milliyetçilik Post-modernizmin bir sonucumudur.?”
Aslında dikkatli bir şekilde yeni-milliyetçiliği değerlendirdiğimiz de, onu eski, klasik milliyetçilik’ten ayırıp sınırı çektiğimiz de temel unsurlar dikkatimizi çekecektir. Bu temel unsurlar günümüz milliyetçiliğinin de izdüşümüdür.Özellikle topluma dayatılan, makro ve mikro ölçekler ile enjekte edilerek toplumları” kültürel linç” siyasetine davet eden yeni-milliyetçilik, en modernist teoremle devletin kendi çıkarlarının verimliliği için sunulan “milliyetçiliği” liberter politikalarla sınıf meselesinden toplum meselesi haline getirerek, burjuvazinin milliyetçiliği kendisi için gelişine eğip-bükmesini realize etmektedir.Bu ise modernizmin bir sonucumudur?Eğer modernizmi tanıtlarken dikkatli davranır ve kimi istisnalar ile günümüz küreselleşme siyaseti ile eklemleyebilirsek, yeni-milliyetçiliğin günümüz izdüşümlerini de dikkate alarak, modernizmin bir sonucu olduğunu söyleyebiliriz.

Hiç yorum yok: