Kaç sene önceydi hatırlamıyorum. İki senemiydi yoksa üç senemi? Tam hatırlamıyorum ama taş çatlasa üç sene geçmiştir. Gerçi bana o üç yıl daha uzun geldi ya neyse bunlar başka konular. En fazla üç sene önce, bir okul saatin de, basit bir okul sohbetin de, birkaç genç bahsederken Rus edebiyatı üzerine… İki yoldaş tanıştı. Rus edebiyatı üzerine ukalaca konuşmalar, çokbilmiş yargılar havada uçuşurken, iki yoldaş tanıştı. Artık kaderden midir yoksa kozmosun tesadüfiliğinin verdiği bir şans mıdır bilinmez, iki yoldaş, Rus edebiyatı üzerine bir sohbet de tanıştılar.
İki yoldaş, çürümüş bir dünyanın yüreğin de, sefil sevgi kırıntılarının onursuz cesetler ile bezenip, adeta onursuz insanlar mezarlığına dönüştüğü dünyanın ciğerin de,iki yoldaş.Birisi sert, realist, rasyonel hani Stalin gibi “çelik” biri…Diğeri, daha az sert, ama daha hayalperest,irrasyonel hani Trotsky gibi biri…Ama her ne kadar birisi duygusal yönden benzese de Trotsky’e, ikisi de Stalinist o da ayrı bir mesele…
Ne aynı günde doğdular, ne de uzaktan bir kan bağları var birbirlerine… Kaldı ki çoğu zaman birbirinin tersine giderler…Bir kavgada giderler aynı yönde,bir de adam gibi adam olma meselesinde.Bunca karşıtlığa rağmen yinede bir bütündürler.Gece ve gündüz nasıl ayrılmadan birbirlerini takip ediyorsa onlar da öyle.
Ne zaman düşse biri yılgınlığa, diğeri çeker kurtarır onu.”Yok bizim kitabımız da baş eğmek, umutsuzluğa düşmek” der. Kaldırırlar birbirlerini her fırsat da.Yani anlayacağınız umutsuzluk onlar için, bir sövgü, bir hakaret. Çünkü onların değer verdiği hiç kimse düşmemiş umutsuzluğa, yazmıyor onların kitabın da umutsuzluk.
Diyeceksiniz ki, bu iki yoldaş çok mu mükemmel? Hiç mi usandırmıyor onları bu dünyanın abeslikleri… Usandırıyor tabi.Hem de bu dünyanın küçük burjuva artıkları usandırıyor onları. Mesela daha az sert, ama daha hayalperest,irrasyonel olanı, az mı haykırdı geceleri. Ve her gece az mı sayıkladı, yeşil-sarı-kırmızı bir ismi karabasanlarda, kabuslarda… Az mı şiir yazdı “behaval” diye başlayan. Ve sonra geçti her şey derken az mı şarap bitirmek zorun da kaldı başka bir yara yüzünden. Az mı sordu “Nerede kalmıştım Topaç?”
Bir diğeri ise sert,realist,rasyonel olan hani, o da az mı usanmadı. Hiç mi geri adım atmadı, ki hiç de sevmez geri adım atmayı. Hiç mi ödün vermedi prensiplerin den, ki hiç de sevmez prensiplerin den ödün vermeyi.Hiç de sevmez bir başkası için olmadığı bir kişi olmayı.Hiç de sevmez.
Ah şu dünya ah! Onlar ne kadar istemeseler de bu düzenin çürümüş salıncakların da sallanmak, bu düzen ne yapıp edip bir şekilde salladı onları ve düşürdü.Ama yine kalktılar.Doğrulup birbirlerinin omuzlarında, kalktılar yeniden ayağa. Oysa ki neler bırakmışlardı geride, (sip)miş bir parti, pardon (sin)miş bir parti hem de yüreksizlikten, “kesa-sor-zün” renklerin de yaldızlı sevgililer(yani behavel’ler), yalancı bir tarih, yalancı insanlar,çürümüş ilişkiler, tüketilmiş güzellikler…
Sıyrılmak gerekiyordu.Aniden. Sanki kaçar gibi evden, sabah ezanıyla. Bir anda sıyrılmak gerekiyordu. Yoksa nefes aldırmayacaktı bu dünya. Hapsedecekti içine.
Onlar,o iki yoldaş, yine en iyi bildikleri şeyi yaptılar.Tıkadılar kulaklarını, yalancılara, yüreksizlere.Onların iğrenç çığlıklarını, gecelerin en karanlık köşelerine gömdüler.Sonra yemin ettiler.Tarihte ki bütün onurlu insanlar adına; bu dünyayı değiştireceklerine dahi yemin ettiler.Sonra da terapi için, yapabilecekleri en büyük ziyafeti çektiler.En ucuzundan bir şarap.Sonrada Beşiktaş sahilinde, yüreklerini ağrıtan herkesi şikayet ettiler birbirlerine.Sonra hayel kurdular;ikisinin de evli olduğu, ikisinin de çocuklarının olduğu…Bitirdiklerinde şişeyi, bütün acıları ve pembe hayelleri ve tabiî ki boş şişeyi atıp çöp kutusuna.Devam ettiler kaldıkları yerden, devam edilmesi gereken kavgalarına. Zira onları bekleyen, ezilmiş, onurlu insanlar vardı. “Her şey güzel olacak!”
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder